|
|
||||
|
|
||||
|
|
Şuan ; Pazarlama Yüksek lisansı, ders aşamasının son dönemindeyim. Öğrenci olduğum bu süre içinde; Gizli Müşteri ve Satış Danışmanı geçmişim var. Çizmeyi ve yazmayı severim. Çoook severim. Yaşamın anlamı “pazarlama” değil ama; pazarlamanın anlamının “yaşam” olduğuna inanırım. Reklamları seyrederim. Çok çok seyrederim. Reklamın iyisi kötüsü olmaz diyene her kulvarda karşı gelirim. Bence her yol’ un sonu “sadakat yaratmak” a çıkar. Logolar, algı, rekabet, işaretler, kavramlar, kişilik ve içerik, kriz, çağrışımlar, davranış, avantaj, amblemler, tüketim ve tüketici, görsel kimlik, strateji, benlik, şikayet, terimler, benlik, karmalar, fırsat, semboller, slogan, anlamlar, imaj ve marj, kültür, iletişim, imza … ise; yani söz konusu her şey ise … Benim özetim; “To be Brand or not to be Brand” dir. Küçücük reklam afişlerini, dergilerin kapak resimlerini, billboardları, el ilanlarını, inceliyorum. Renk uyumlarına bakıyorum. Konumlandırmasına. Ne mesaj iletmek istemiş ama ne iletmiş, değeri ne , stratejisi ne anlamaya çalışıyorum. Televizyonda verilen demeçleri, eğlence, yada siyasi programları, spor yorumlarını, utanıyorum ama yemekteyiz ve hatta biri beni evlendirsin programlarını bile … yani her ama her şeye gözüm ilişiyor. İnsanları seyrediyorum.. Tutumlarını.. Davranışlarını.. Algılayışlarını.. İsteklerini.. Dile getirdiklerini ve getirme şekillerini inceliyorum.. Konumlandırılmalarına.. Ne umduklarına ve ne bulduklarına bakıyorum. ( Bu gidişle her an kafayı yiyebilirim. Korkuyorum. J ) Üzülüyorum. Gülüyorum. Şaşırıyorum. İnanıyorum. İnanamıyorum. …yorum…
|
|
||